İçinden geçtiğimiz çağ, insanlığın büyük bir kırılma dönemidir. Bir yanda küresel sermayenin çıkarları uğruna halkları yoksullaştıran, savaşlarla coğrafyaları harabeye çeviren emperyalist düzen; diğer yanda ise bu düzene karşı yükselen insan merkezli adalet arayışları… Bugün dünya, yalnızca ekonomik bir buhran yaşamıyor; aynı zamanda ahlaki, siyasi ve vicdani bir çöküşle de yüz yüze bulunuyor. İşte tam da bu noktada Prof. Dr. Haydar Baş’ın ortaya koyduğu Milli Ekonomi Modeli, yalnızca bir iktisat tezi değil, insanlığın yeniden ayağa kalkış manifestosu olarak karşımıza çıkmaktadır.
Milli Ekonomi Modeli’nin en ayırt edici yönü, ekonomiyi rakamlardan ibaret görmemesidir. Bu modelde merkezde piyasa değil insan vardır; sermaye değil emek vardır, sömürü değil paylaşım vardır. Çünkü Prof. Dr. Haydar Baş, ekonomik sistemlerin başarısını borsa endeksleriyle değil, insan onurunu ne ölçüde koruduğuyla değerlendirmiştir. Açlığın, işsizliğin ve gelir adaletsizliğinin kader olmadığını savunan bu yaklaşım, insanı tüketim nesnesi haline getiren kapitalist paradigmanın tam karşısında durmaktadır.
Bugün emperyalist güçlerin dünyaya dayattığı düzen, borçlandırma, bağımlı hale getirme ve milli kaynakları kontrol altına alma stratejisi üzerine kuruludur. IMF reçeteleri, faiz mekanizmaları, dolar hegemonyası ve çok uluslu şirketlerin tahakkümü, milletleri kendi öz kaynaklarından koparmaktadır. Milli Ekonomi Modeli ise bu zinciri kıran bir direniş iradesidir. Yerli para, milli kaynakların millet yararına kullanılması, sosyal devlet anlayışı ve üretim odaklı kalkınma prensipleriyle bu model, ekonomik bağımsızlığı siyasi bağımsızlığın temeli olarak görmektedir.
Asıl önemli olan ise şudur: Bu model yalnızca devletlere bir kalkınma reçetesi sunmaz; halklara da bir direniş ruhu kazandırır. Çünkü insan, kendisini değersizleştiren sisteme karşı ancak alternatif bir inançla ayağa kalkabilir. Prof. Dr. Haydar Baş’ın fikirlerinde bu inanç çok nettir: Milletler borçla değil üretimle kalkınır, halklar sadakayla değil hak ettiği refahla yaşar. Bu anlayış, mazlum milletlere “başka bir dünya mümkündür” cesaretini vermektedir. Latin Amerika’dan Asya’ya, Afrika’dan Ortadoğu’ya kadar emperyalizmin baskısı altında yaşayan toplumların bugün aradığı tam da budur: İnsanı merkeze alan adil bir ekonomik düzen.
Dünya insanlığı artık şunu daha açık görüyor: Emperyalist düzen, savaş üretmeden yaşayamaz. Çünkü onun varlığı krizden beslenir. Oysa Milli Ekonomi Modeli barışın ekonomisidir; halkların refahını birbirine düşman ederek değil, birlikte kalkındırarak sağlar. Bu nedenle bu model, yalnız Türkiye için değil, bütün insanlık için yeni bir direniş çağının kapısını aralamaktadır.
Bugün Gazze’de, İran’da, Afrika’da, Asya’da emperyal baskıya karşı direnen halkların ortak talebi aynıdır: Onurlu yaşam, bağımsız ekonomi, insanca gelecek… İşte Prof. Dr. Haydar Baş’ın ortaya koyduğu vizyon, bu taleplerin teorik ve pratik cevabıdır. Direniş artık yalnızca cephede değil; ekonomide, üretimde, paylaşımda ve insanı merkeze alan yeni sistemlerin inşasında verilmektedir.
Direniş çağının eşiğindeyiz. Ve bu çağın en güçlü sözü şudur: Önce insan. Çünkü insanı merkeze almayan hiçbir düzen kalıcı değildir; insanı yaşatmayan hiçbir ekonomi adil değildir. Milli Ekonomi Modeli, tam da bu nedenle, emperyalizme karşı insanlığın ortak vicdan manifestosu olmaya devam etmektedir.
Uğur Kepekçi




