Hz. Muhammed’in(s.a.a.) hayatına baktığımızda rahmetin nasıl bir ahlâka dönüştüğünü görürüz. O, kendisine zulmedenlere beddua etmemiş; taşlandığı Taif’te bile affı ve hidayeti tercih etmiştir. Mekke’nin fethinde güç eline geçtiğinde intikam değil, genel af ilan etmesi rahmet peygamberi oluşunun zirvesidir. Rahmet onun için bir taktik değil, karakterdi; bir anlık duygu değil, sürekli bir duruştu.
Ramazan, işte bu duruşu yeniden kuşanma ayıdır. Oruçla terbiye olan nefis, sabırla olgunlaşan kalp, rahmetle kemale erer. Açlık başkasının hâlini anlamaya kapı aralar; iftar sofraları paylaşmayı öğretir. Bu ayda artan infak, çoğalan yardımlar ve genişleyen sofralar tesadüf değildir. Çünkü rahmet, sadece hissetmek değil; harekete geçmektir.
Ümmet bilinci de burada başlar. Aynı kıbleye yönelen, aynı kitabı okuyan, aynı vakitte oruç açan milyonlar görünmez bir merhamet bağıyla birbirine bağlanır. Ümmet olmak; dünyanın herhangi bir yerindeki acıyı kendi kalbinde hissetmektir. Eğer bir coğrafyada çocuklar açken diğer tarafta vicdan susuyorsa, rahmet eksik kalmış demektir. Zira bugünkü savaşların ve zulmün temelinde insanların rahmet kavramından nasipsizliği yatmaktadır.
Rahmet aynı zamanda dilde ve üslupta kendini gösterir. Kırıcı söz yerine onarıcı cümle kurmak, öfke yerine anlayışı tercih etmek de rahmettir. Aile içinde eşe, çocuğa, anne-babaya gösterilen incelik; iş hayatında adaletli davranmak, farklı düşüneni dışlamamak… Bunların hepsi rahmet ahlâkının yansımalarıdır. Ramazan, bu inceliği yeniden hatırlatır.
Bugün insanlık ciddi bir merhamet sınavından geçiyor. Savaş haberleri, ekonomik adaletsizlikler, göç dramları ekranlardan eksik olmuyor. Böylesi bir çağda Ramazan, rahmeti sadece konuşma değil yaşama çağrısıdır. Eğer bu ay bizi daha kuşatıcı, daha adil ve daha paylaşımcı kılmıyorsa, Peygamberimizin rahmet mirasını eksik taşıyoruz demektir. Çünkü Ramazan rahmet ayıdır; rahmet dirilirse ümmet dirilir, ümmet dirilirse insanlık yeniden umut bulur.
Uğur Kepekçi




