Kahramanmaraş ve Şanlıurfa’da yaşanan hadiseler, artık münferit olaylar olarak açıklanamayacak bir noktaya gelmiştir. Ortaya çıkan tablo, bireysel öfke patlamalarından ziyade, derin bir toplumsal çözülmenin yansımasıdır. Bu çözülmenin merkezinde ise yönünü kaybetmiş, sistem tarafından yalnız bırakılmış bir gençlik gerçeği durmaktadır.
Bağımsız Türkiye Partisi’nin uzun süredir dikkat çektiği “Geleceği Savunmak” perspektifi, tam da bugün karşı karşıya kaldığımız bu tabloyu işaret ediyordu. Sanal bahis ağları, kolay para tuzakları, dijital bağımlılık ve örgütlü suç yapılarının gençler üzerindeki etkisi artık inkâr edilemez bir seviyeye ulaşmıştır. Hüseyin Baş’ın, “Gençliği kaybederseniz sadece bugünü değil yarını da kaybedersiniz” uyarısı, bugün yaşananlarla birlikte çok daha somut bir anlam kazanmıştır.
Ancak meselenin en kritik boyutlarından biri, gençliğin bu noktaya nasıl sürüklendiğidir. Bu noktada eğitim sisteminin rolünü görmezden gelmek mümkün değildir. Yıllardır değiştirilen ancak bir türlü derinlik kazandırılamayan eğitim modeli, gençleri düşünen, üreten ve yön tayin edebilen bireyler haline getirmek yerine; test çözen, kalıplara sıkışmış ve hayata karşı hazırlıksız bireyler haline dönüştürmüştür. Okul, genç için bir gelecek inşa alanı olmaktan çıkmış; sadece geçilmesi gereken bir etap haline gelmiştir.
Bu yapının en ağır sonucu ise gençlerin anlam arayışını sistem dışında sürdürmeye başlamasıdır. Kendini gerçekleştirme imkânı bulamayan, emeğinin karşılığını alamayan ve sürekli ertelenen bir hayatın içine sıkışan gençler; kısa yoldan çıkış vaat eden tehlikeli yapılara daha kolay yönelmektedir. Bu sadece ekonomik bir mesele değil; aynı zamanda bir kimlik ve aidiyet krizidir. Eğitim, bireye sadece bilgi değil yön de veremediğinde, o boşluğu başka yapılar doldurur.
Bugün gelinen noktada sorun, yalnızca güvenlik başlığı altında ele alınamayacak kadar derindir. Çünkü ortada bir sonuç değil, bir süreç vardır. Ve bu süreç, ihmal edilen sosyal politikaların, yetersiz eğitim anlayışının ve gençliği merkeze almayan yönetim yaklaşımının bir ürünüdür. Olaylar patlak verdiğinde değil, o olayları doğuran zemin oluşurken müdahale edilmeliydi.
Bağımsız Türkiye Partisi’nin ortaya koyduğu yaklaşım, tam da bu zemine odaklanmaktadır. Gençliği üretimle buluşturan, ekonomik bağımsızlık kazandıran ve toplumsal aidiyeti güçlendiren bir anlayış, bu gidişatı tersine çevirebilecek temel unsurdur. Bu bir tercih değil, kaçınılmaz bir gerekliliktir.
Kahramanmaraş ve Şanlıurfa’da yaşananlar, geleceğe dair bir uyarı niteliğindedir. Eğer gençlik kaybedilirse, sadece bireyler değil; toplumun tamamı bu kaybın bedelini öder. Bu yüzden mesele artık bir nesli kurtarma meselesidir. Ve bu mesele, ertelenecek bir konu olmaktan çoktan çıkmıştır.
Uğur Kepekçi




